Tarih, yalnızca geçmişin tozlu sayfalarına sıkışmış olaylardan ibaret değildir; o, aynı zamanda geleceğe tutulan bir ışıktır. 10 Ağustos 1915, bu ışığın en parlak olduğu günlerden biridir. Anafartalar Zaferi, Çanakkale destanının dönüm noktalarından biri olmuş, bir milletin kaderini değiştiren, vatan toprağının hangi fedakârlıklarla korunduğunu tüm dünyaya ilan eden bir gündür.
O sabah, Conkbayırı, Kireçtepe ve Anafartalar sırtları sis, denizden gelen nem ve barut kokusuyla kaplıydı. İngiliz ve Anzak kuvvetleri yeni bir çıkarma ile Osmanlı hattını yarma niyetindeydi. Ancak karşılarında, henüz 34 yaşında bir kurmay albay vardı: Mustafa Kemal. Arıburnu’ndan sonra, bu kez Anafartalar’da “ölmeyi göze alanların” lideri olarak tarih sahnesine damga vurdu.
Anafartalar Grubu Komutanı olarak askeri dehası ve sarsılmaz iradesiyle sabahın ilk ışıklarıyla başlayan karşı taarruz düşmanı şaşkına çevirdi. Siperlerden fırlayan Mehmetçikler, topçu ateşleri arasında sel gibi akıyor, “Bu topraklar bize dededen emanet!” dercesine düşmana geçit vermiyordu.
O gün, Gönen’in, Biga’nın, Havran’ın delikanlıları, cepheye “belki geri gelmem” diyerek çıkmış, ama “gitmek nasip olduysa, dönmek de gerekmez” diye düşündü. Yöre halkı hâlâ anlatır: Halil Hasan, savaş öncesi köy kahvesinde arkadaşlarına, “Benim anamın duası, top mermisinden kuvvetlidir” demişti. Ne yazık ki Anafartalar’da şehit düştü; ama köyünde hâlâ adını taşıyan bir çeşme var.
Hasan Süleyman, göğsünde taşıdığı küçük Kur’an-ı Kerim’le cepheye gitmişti. Kur’an, mermiye engel olamadı; ama hikâyesi kuşaktan kuşağa aktarıldı. Mustafa Habip, Havran’dan yola çıktığında cebinde yalnızca bir ekmek parası vardı; fakat komutanı onun cesaretini “iki tabura bedel” diye anlatmıştı. Osman Hüseyin, köyünde harman zamanı evden ayrıldı, tarlası biçilemedi; ama o, bu toprakların ebedi bekçisi oldu.
Bugün, Eceabat’tan Gelibolu’ya uzanan o kıyılarda rüzgâr hâlâ o günlerin izlerini taşır. Conkbayırı’nda yürürken toprağın altındaki sessiz yoldaşlarımızı hissedersiniz. Kilitbahir Kalesi’nden gün batımına bakarken, vatanın her karışının nasıl ve kimler tarafından korunduğunu bir fısıltı halinde duyarsınız.
Anafartalar, bizim için yalnızca bir tarih sayfası değil; bir miras, bir sorumluluk demektir. O gün göğsünü siper edenlerin torunları olarak, özgürlüğümüzün kıymetini bilmek, bu ruhu gelecek nesillere aktarmak boynumuzun borcudur.
10 Ağustos bize şunu hatırlatır: Vatan, ölümü göze alanların omuzlarında yükselir. Bu zafer, Çanakkale ruhunun, milletimizin birlik ve beraberliğinin, sarsılmaz inancının ölümsüz simgesidir.
110 yıl sonra, şehitlerimizin huzurunda başımız eğik değil; dimdik duruyoruz. Çünkü biliyoruz ki, onların mirası yalnız toprak değil, özgürlüktür. Biz, bu emaneti sonsuza dek korumaya kararlıyız.
Ruhunuz şad olsun, Anafartalar kahramanları, Halil Hasan, Hasan Süleyman, Mustafa Habip, Osman Hüseyin ve adı bilinmeyen binlerce yiğit, hepinizin makamları Cennet olsu.
Yorumlar
Kalan Karakter: