Çiğdem Çimen

Çiğdem Çimen

[email protected]

RÜYALARI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜREN HEYBE TİYATROSU

03 Mayıs 2021 - 10:56

   Sevgili Deniz Gündoğmuş, heybesinde biriktirdiklerini paylaşmak için yola çıkan başarılı bir tiyatrocumuz. Değerli sanatçımıza ne mutlu ki; çıktığı bu yolda kendine eşlik eden arkadaşları ile Heybe Tiyatrosu’nu kurma başarasını göstermiş. Aslında bu başarıya bir çocukluk rüyası demek çok daha doğru olacak. Gündoğmuş’un bisikletiyle kurduğu düşleri, Gezi direnişine tanık olmuş. Nazım Hikmet ve Tuncel Kurtiz gibi ustaların izinden gitmiş. Kendi yolunu çizince de seyircilerin beğenisini kazanmış. Geriye de, bizlerin her anı emek dolu olan tiyatro yolculuğuna konuk olmamız kalmış.  

Deniz Gündoğmuş kimdir? Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Anadolulu bir hayalbazım. 16 Nisan 1984’te Balıkesir’de dünyaya gelmişim. Öğretmen emeklisi bir anne babanın evladıyım. Bir kız kardeşim var.  Dünya güzeli iki yeğenim var; Arin Roza ve Lorin Güneş’in dayısıyım. Ezgi’min yaşam eşlikçisiyim. Henüz ana karnında bir evladım var; Turna’nın babasıyım. Bir de köpeğimiz var, Hera. Tiyatro oyuncusu ve drama eğitmeniyim. Bisiklet sevdalısıyım.

Diğer sanat dalları arasında neden tiyatro?
Belki yaşamın provası olduğu içindir. Yeniden, başka bir dünya kurmanın koşullarının, mümkünlüğünün araştırma alanı olduğu için hem de. Diğer sanatları da barındırıyor olması da bir etken. Seyirciyle buluşma anının heyecanı, tiyatro tutkumu ve hevesimi besledi. Kara kalem ve yağlı boya çalışmalar da yapıyordum aslında, hala çizerim arada. Babamın yönlendirmesi de önemli bir etken tabii. Seneler sonra aynı okulda öğretmenlik yapma şansı bulduğum babam, ortaokulda da Tiyatro Kolu öğretmenimdi.

İlk sahneye çıktığınız oyun hangisiydi? O günden bugüne devam eden tiyatro maceranızı bize anlatabilir misiniz?

Anasınıfında çıktım sahneye ilk.  Meslekleri tanıtan bir mizansende bahçıvan rolünde. Yani fotoğraftan görünce hatırlamaya çalışıyorum. İlkokul ve ortaokulda da hep tiyatro kolundaydım. Sene sonu piyeslerinde rol aldım. 2003’te Muğla Üniversitesi’nde sosyoloji okumaya başladım. O sene okulun tiyatro topluluğuna dâhil oldum. Woody Allen’dan Tanrı, Kerem Kurdoğlu’ndan Fayton Soruşturması oyunlarını çıkardık.

Sonra hayatımın en büyük şansıdır, Duvar Sahnesi ile tanıştım. Kurulalı 1 sene olmuştu ben dâhil olduğumda. Politik Tiyatro yaptık. Çocuk oyunları çıkardık. Meydanlarda, fabrika önlerinde, sahnelerde bulduğumuz her yerde oynadık. Festivallere katıldık. Oyunları genellikle ya kendimiz yazıyor ya da Nazım Hikmet, Neruda, Brecht şiirlerinden uyarlıyorduk. Recep Bilginer’den Ben Kimim, Adalet Ağaoğlu’dan Kozalar oyunlarını çıkardık.

Duvar Sahnesi’nin üretim aşamasındaki çalışma biçimi ve ahlakı; oynadığımız oyunların anlatısıyla tutarlılık gösteriyordu. Bir çekirdek vardı elbette ama herkes her konuda söz sahibiydi ve buluşmalar hiyerarşisiz, hemzeminde gerçekleşiyordu. Çıkan işler de bu kültürün renklerini taşıyordu. Çocuk oyunlarıyla köylere kasabalara gidip, ulaşılmayan yerlere tiyatro götürüyorduk. Rüya gibiydi. Tiyatro ile dünyayı değiştirebileceğimize inanmıştık.

Okulu bitirdikten sonra İzmir’e geçtim.  Tiyatroevi Kültür Merkezi’nde çocuk oyunlarında oynadım. Hamit Demir yönetmenliğinde, Mehmet Akan’ın yazdığı Hikaye-i Mahmud Bedreddin oyununda rol aldım. Aynı oyunu birkaç sene evvel Aydın Amatör Tiyatrolar Festivali’nde ve Barışa Rock’ ta izlemiş ve etkisinde kalmıştım. Uzun ve meşakkatli bir prova döneminden sonra yalnız prömiyerde sahneye çıktım. Sonra şehir değiştirmem gerekti, Eskişehir’e taşındım. Burada bir müddet amatör bir ekibi çalıştırdım. Okullarda Drama dersleri vermeye başladım. Sonra İstanbul’a taşındım.

Sarıyer Sanat Tiyatrosu’nda “profesyonel” olarak tiyatro yapmaya başladım. Sabahattin Mutluer yönetmenliğinde 7 sezon oynadım. Klasik çocuk masallarını mizahi bir dille yeniden ele alıp ortaoyunu, tuluat geleneğinden izler taşıyan rejilerle sahneye taşır Sabo. Oyunlardaki müzikler, koreografiler etkileyicidir, keyiflidir. SST 92 senesinde Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nden filizlenen bir yapı. Ekip içinde kast sistemine benzeyen bir denge vardır. Askerdeki devrecilik gibi. Gerçi birçok yerde bu böyle fakat ben Duvar Sahnesi’nden sonra sanırım bu “profesyonelliğe” alışamadım ya da reddettim. Çekirdek kadro 20 senedir birlikte olan oyunculardan oluşuyor ve ikinci ekip de peşi sıra geliyor. Güzel anıyor, bana kattıkları için teşekkür ediyorum.

Bu süre içinde (2012-2019) tiyatroya, oyunculuğa, beden ve ses araştırmalarına ilişkin bulduğum ve ilgimi çeken atölye-eğitim çalışmalarına katıldım. Çağdaş Gösteri Sanatları Merkezi’nde, Tiyatro Araştırmaları Laboratuvarı’nda çalışmalara katıldım. Ailemin maddi desteği ile Şahika Tekand Studio Oyuncuları’nda tiyatro eğitimi aldım. Şahika Hoca yaşayan bir efsane diyebilirim. “Karşı gerçekçi performatif oyunculuk” adıyla bir ekol yaratmış, dünya çapında bir tiyatro insanı. Antik Yunan’dan Shakespeare dönemine, gerçekçi biçimden Brechtyen tiyatroya, performansa dair pek çok bilgiyi bu okulda öğrendim. Ukdedir içimde, Şahika Hoca 3 sene boyunca yalnızca 2 dersimize katıldı. Böyle söylenmemişti bize. Oyunlarını izledim. Hocalarından dersler aldım ki pek faydalı olduğunu söylemeliyim. Ama O’nu daha çok dinlemek, izlemek, feyz almak isterdim.

Bu sırada Gezi isyanını yaşadık. Başka bir dünyanın mümkün olabileceğinin prototipini bizzat yaşayıp görme şansına sahip oldum. Studio’dan sınıf arkadaşlarımla gidiyorduk Gezi Parkı’na. Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı’nı çalışmaya da bu zamanlar başladım. Aklımda şu vardı, acaba bu destanı Şahika hocanın tiyatro biçimiyle sahneye taşıyabilir miyim? Metnin bir bölümü için 5 arkadaşımla bir hareket korosu hazırladık. Fena da olmadı. Fakat sonra devamı gelmedi. Ben çalışmaya devam ettim.

Nü Kolektif’ in bir anlatı oyununda ve Gri Sahne’nin çıkardığı Harold Pinter- 5 Kısa Oyun’unda rol aldım. 2016’da Studio Oyuncular’ından sınıf arkadaşlarımla Vala Thorsdottir’in yazdığı Mutfak Söyleşileri isimli oyunu çıkardık. Polat Niloğlu’nun yönettiği oyunu bir sezon oynayabildik. 2017’de yine “oyun arkadaşım” Burcu Özhızalan Yazıcı’yla (Mutfak Söyleşileri’nde de aynı ekipteydik) sahneyi paylaştığım, Müge Ersan’ın yazdığı ve Ömer Akgüllü’nün yönettiği Standart Sapma isimli oyunu sahneledik. Bence başarılı bir oyundu, yalnız bir sezon sürdü.

Bu arada drama derslerim devam ediyor, Sarıyer Sanat Tiyatrosu’ndaki işim sürüyor ve Şeyh Bedreddin Destanı’nı sahneleme hayalim ve çalışmalarım devam ediyordu. 2018 senesinde yine Studio’dan arkadaşım Bahan Gönce’ye çatısını kurduğum ve omurgasını hazır ettiğim oyunumu teslim etmeye karar verdim. Birlikte çalışmaya başladık. 1 sene kadar belli aralıklarla prova aldık. Yine Studio’dan ve Mutfak Söyleşileri’nden arkadaşım, yoldaşım Seda Elhan da bizi asiste etmeye başladı.

2017 yazında Şirince’de bulunan Tiyatro Medresesi’nde “Solo Performans” atölyesine katıldığım Celal Mordeniz’e ve oyuncu Erdem Şenocak’a 2018’in Ağustos ayında oyunu göstermek istedim. Hem atölyesini faydalı bulmuştum hem de Erdem Şenocak’ ın tek kişi oynadığı Tehlikeli Oyunlar’ını iki kez izlemiş ve etkilenmiştim.

Oyunu, Tiyatro Medresesi’nde sergiledim. Aynı gün benimle bu oyun üzerine çalışmak istediklerine dair bir telefon aldım. Hem oyunumu çalışmak hem de Medrese bünyesinde açılan Orman Okulu’nda eğitmenlik yapmak üzere Şirince’ye taşındım. 6 ay gibi bir süre orada yaşadım. Öğretmen olarak çalıştım. Oyuna dair de danışmanlık aldım. Lakin anlaşamadık ve orayla yollarımı ayırdım. (Yine de Celal Mordeniz’i danışman olarak gösterdim. Geçtiğimiz aylarda bu kişi hakkında çıkan taciz iddialarından sonra da ismini sildim, sildik.) Bu arada, şanslıyım ki Orman Okulu sayesinde Başka Bir Okul Mümkün Öğretmen Köyü ile tanıştım, eğitimlerine katıldım. Köyümle ve köylülerimle hala bağlantım sürüyor.

Sonra yeniden İstanbul’a geçtim. Bahan ve Seda ile girdiğimiz yoğun bir çalışma temposunun ardından, 9 Ekim 2019’da Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda “Rüya/ Şeyh Bedreddin Destanı” ismiyle ilk oyunumuzu oynadık.  Hayalimi gerçekleştirdim. Şimdi Ayvalık’ta yaşıyorum. Heybe Tiyatro olarak çalışmalara devam ediyoruz. Hem de Sanat Fabrikası bünyesinde Fatih Elgay yönetmenliğinde Tiyatro Objektif’in Sacco ile Vanzetti isimli oyununda rol alıyorum. Salgından ötürü henüz çıkartamadık bu oyunu, umarım bir an önce seyirciyle buluşuruz.

Tiyatronun ülkemizdeki yeri hakkında ne söylemek istersiniz? Toplum olarak tiyatroya hak ettiği değeri gösteriyor muyuz?

Türkiye’de tiyatro hak ettiği değeri görmüyor, gibi klişe bir cevap vermeyeceğim. Ancak maalesef öyle. Şimdilerde dizi sektöründen tanınmış oyuncuların dâhil olduğu, açtığı topluluklar biraz daha ilgiyi artırdı. Örneğin Ayvalık’ta yakın zamanda gerçekleşen Kadın Oyunları Festivali’nde salgına rağmen iyi bir katılım sağlandığını gözlemledim.

Ben Rüya’yı burada 2 kez sahneledim, yoğun bir katılım olduğunu söyleyemem. Tabii genel olarak, yapılan işler için verilen emeğin kutsallığını teslim ettikten sonra, o oyunun izlenebilirliği ve seyircinin aldığı keyif, reji ve oyunculuk, konunun etkileyiciliği, oyunun süresi gibi etmenlerden kaynaklanan bir ilgi azlığı var mıdır diye soruyorum ben de.

Fakat ne olursa olsun, tiyatroya gitmek, konsere gitmek, operaya gitmek, sergi gezmek bir kültür işidir. Bugün bu kültürün ya kontrol edilmeye ya da yok edilmeye çalışıldığını görmek gerek. Devletten gelen desteğin, ödeneğin gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında çok az olduğunu biliyoruz. Hele şimdi salgın döneminde, birçok köklü tiyatro bile kiralarını ödeyemediği için kapandı ya da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya.

Ayvalık Sanat Fabrikası Tiyatrosu da bunlardan. İrili ufaklı özel tiyatroların durumu da sağrısında aynı şekilde. Oyuncu, çalışma hukukuna göre hala “işçi” değil, serbest çalışan durumunda. Birçok yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Ve tabi seyirci desteğine...

Heybe Tiyatrosu’nu kurmaya nasıl karar verdiniz? Yol arkadaşlarınız kimler?

Bisikletimle diyar diyar dolaşıp heybemdeki oyunları oynamak, hikâyeleri anlatmak, uğradığım yerlerin kültürlerini hikâyelerini de heybeme doldurup yolculuğa devam etmek gibi bir hayalim vardı. Hala var. “Heybe” ismi buradan aklımdaydı. Bir de Anadolu’yu çağrıştırıyor; göçleri, yasları, şenlikleri, masalları... Hayranlığım buradan geliyor.

Yakın zamanda bir tiyatro kurmak gibi hedefim yoktu aslında. Mevcut tiyatroların bünyesinde oynamaya, üretmeye devam ederdim. Ancak oyunumuzu çıkarttık. Bir çatıda; hayata aynı pencereden baktığım arkadaşlarımla, üretim alanlarını da böylece ortaklaştırabiliriz diye düşündüm. Studio’dan arkadaşım ve yoldaşım Seda Elhan’la birlikte kurduk Heybe Tiyatro’yu. Bahan Gönce, “oyun arkadaşım” Burcu Özhızalan Yazıcı ve eşim Ezgi Durak da Heybe’li sayılır.

Sanat, kimin içindir?

Sanat, sanatçının içindekileri harmanladığı, kesip biçtiği, eğip büktüğü ve hocam Şahika Tekand’ın deyimiyle belli bir çerçeve içinde ve nedensellikle; canının çektiğini damıttığı bir üretimin sonucudur. Yani sanat sanatçı içindir. Dolayısıyla halk içindir. Kaynağını toplumun yaşantısından, acılarından, sevinçlerinden, endişelerinden, umutları ve kaygılarından alır. Sadece yaşadığı toplumun da değil, tüm gezegenin dinamiklerinden etkilenir sanatçı. Tıpkı diğer mesleklerde olduğu gibi aslında. Fakat bazı tiyatrolar haksızlığı, adaletsizliği, çürümüşlüğü açıktan söylerken oyunlarıyla, demeçleriyle, yaşantılarıyla; bazıları daha örtük anlatır. Ama illaki anlatır. Ben uzun süre, tiyatro yaparak dünyayı değiştirebiliriz sandım. Yanılmamışım. Fakat eksik kalmışım. Önce kendimi değiştirmem, denge kurmam gerekiyormuş. Bunu da yine tiyatroyla öğrendim, yaptım.

Daha önce sizi sahnede hiç izlemeyenler için sanatınızı nasıl anlatırsınız? Sizi neden izlemeye gelelim?

Sahne, misafir olarak ağırladığım karakterlerle birlikte, kendim olabildiğim bir yer. Daha doğrusu kendimi, köklerimi; Rüya/ Şeyh Bedreddin Destanı oyunuyla, yüzyıllar önceki titreşimlerimi ve bilinmez uzaklıktaki zamanlardaki partiküllerimi aradığım, keşfe çıktığım bir araştırma alanı. Bunu şimdiki zamanın olanaklarıyla ve yalın sahne kullanımıyla yapmaya çalışıyorum. Oyunda dairesel formda bir ışık,  Nazım Hikmet’in dizeleri ve yalnızca bir masa örtüsü eşlik ediyor bana. O aksesuarın sınırlarını zorlamayı ve bu sayede bir dünya yaratmayı seviyorum. ‘’Hayatlar, uzaktan bakınca komedi yakından baktığında ise trajedidir.’’ der Charlie Chaplin.  Öğretmen Mustafa’nın hikâyesiyle, Bedreddin ve arkadaşlarının hikâyesinin bir rüyada içiçe geçmesi ve destanın trajedisini; bir örtüyle 1 saatte anlatma telaşımı komik buluyorum. Bu trajikomediyi izlemeli herkes.

Şeyh Bedreddin Destanı ile hangi rüyayı bir araya getirdiniz? Daha öncede birçok kez sahnelenen ünlü oyunda siz neyi farklı yorumladınız?

Aslında biraz yanıtladım bu soruyu yukarıda. Bir yerde bayrak yarışı diyebilirim bu oyunun bendeki motivasyonu için. Adil ve yaşanabilir bir dünya rüyası. Atanamayan bir öğretmen olan ve Gezi’ye de şahitlik etmiş Mustafa’nın Rüya’sı benim anlattığım. Yani Nazım’ın, oyunun sonunda salık verdiği “Ne ah edin dostlar ne ağlayın, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayın” sözünü sahnede araştırıyorum, deneyimliyorum ve seyirciyi de bu yolculuğa davet ediyorum. Tek başıma, bir masa örtüsüyle sahnedeyim. Tuncel Kurtiz’den canlı izleyemedim. Video kayıtlarında bile muhteşem görünüyordu.

Rüya Şeyh Bedrettin Destanı, adlı oyunuzu nerelerde oynadınız? İzleyiciden nasıl bir tepki aldınız? Gelecek programınızı öğrenebilir miyiz?

Kirazlı Nöbeti’nde Kaz Dağları’ndaki direnişçilere oynadım ham halini. 2019- 2020’de İstanbul’da çeşitli sahnelerde gişe açtık. İlk oyun Emek’teydi zaten. Sonra Tatavla, İmpro, Caddebostan Kültür Merkezi. Gazi Cemevi’nde oynama şansım oldu.

Edremit’te, memleketimde Şükrü Tunar Kültür Merkezi’nde seyirciyle buluştuk. En son Ayvalık Sanat Fabrikası’ndaydık 9 Nisan’da. İzleyenler etkileyici bir performans olduğunu söylüyorlar. “Yeni bir söz ve yeni bir dil duyduk, izledik” yorumları beni mutlu etmişti. Acaba müzik de olsa mı sahnede diyenler oldu. Düşünüyorum onu. Şimdi Mayıs ayı için yeni program açıklayacağız. Sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilir izleyicilerimiz.

Yeni bir oyun söz konusu mu? İsterseniz son olarak hedeflerinizden ve hayata geçirmek istediğiniz projelerinizden bahsedelim. Ne dersiniz?

Evet, uzundur düşündüğümüz hatta çalışmalarına ufak ufak başladığımız bir çocuk oyunu var sırada. Yine bir kaç oyun daha var aklımda. Biraz gülmece üzerine çalışmak istiyorum. Bu arada Sanat Fabrikası Tiyatrosu bünyesinde Temel Oyunculuk dersleri ve Drama çalışmaları da düzenliyorum, ilgilenenlere duyurulur. Şimdilik Heybe Tiyatro’dan bu kadar. Sorularınız için ve yer ayırdığınız için teşekkür ederim.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum